Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi - 1

 



Tarih sahnesinde, XI. yüzyılın son çeyreğinde karşımıza çıkan Çaka Bey hakkındaki birincil kaynakların yetersiz olması, ilk büyük Türk denizcisi kabul edilmesine karşın onun hayatı ve beyliği üzerine yapılan çalışmaların sınırlı kalmasına neden olmuştur. Muhtemelen 1081 yılının ikinci yarısında İzmir’de kurduğu beyliğini yaklaşık on dört sene kendisi, ölümünü takip eden iki sene de kardeşi Yalvaç yönetmiştir. 1097 yılında I. Haçlı Seferi esnasında yeniden Bizans İmparatorluğu hâkimiyetine giren beyliğinden günümüze ulaşabilen herhangi bir maddi eserin bulunmaması, onun hayatının ve devletinin tarihinin yazılmasında araştırmacılar için kısıtlayıcı bir nedendir.

Günümüzde konu ile ilgili en detaylı bilgiye ulaşabildiğimiz eser 1081 yılında Bizans İmparatorluğu tahtına oturan Alexios Komnenos’un kızı Anna Komnena tarafından kaleme alınan ‘‘Alexiad’’ adlı eserdir. Anna, eserinin 7, 8 ve 9. bölümlerinde Çaka Bey ve faaliyetleri hakkında bilgiler vermektedir. 2 Aralık 1083 tarihinde doğan Anna Komnena’nın dönemin tanıkları ile bizzat temas etmiş olması bize aktardığı bilgilerin değerini göstermektedir. Bir başka değerli çalışma ise Akdes Nimet Kurat’ın (1903-1971) ‘‘Çaka Bey; İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi’’ isimli kitabıdır ki konu hakkında yapılmış az sayıdaki çalışmanın öncüsüdür.[1] Son olarak yakın zamanda Mutlu Adak tarafından ‘‘Çaka Bey ve Emirliği’’ kitabı yayımlanmış güncel eser olarak okuyucuya sunulmuştur. Bu son çalışmada yazar, Çaka Bey’in hayatı ve kişiliği hakkında genel resme bağlı kalmış, işin içine coğrafyayı da ekleyerek onun siyasi hayatını daha geniş bir açıdan değerlendirmemiz için yeni bir perspektif sunmuştur.[2]

Çaka Bey

X. yüzyılda Altay Dağları’nın batısından Aşağı Volga’ya uzanan steplerde yaşayan Oğuzlar, bu yüzyılın sonlarına doğru boylar halinde İslamiyet’i kabul ettiler ve sonrasında Türkmen olarak anılmaya başlandılar.[3] 1040 yılında Dandanakan Zaferi ile devletlerini kurmadan evvel Karahanlılar ve Gaznelilerin baskısıyla yurt arayışı içerisindeki Selçuklular, 1018 yılında Çağrı Bey başlarında olmak üzere 3.000 süvari ile Van Gölü bölgesine akın gerçekleştirerek Anadolu ile ilk teması sağladılar.[4] Selçuklu Türkleri, Sultan Tuğrul zamanında kardeşi Çağrı Bey önderliğinde, Anadolu içlerine ganimet elde etme odaklı ve kısa süreli akınlar düzenlemeye başlamıştı. En nihayet Sultan Alparslan komutasında 26 Ağustos 1071 Cuma günü, Malazgirt Ovası’nda karşılaştıkları İmparator Romenos Diogen’in Bizans ordusunu mağlup etmiş[5] ve Anadolu’nun kapılarını Türk boylarına ardına kadar açmıştır. Bu savaşta Bizans tarihinin en büyük ordusunu bir araya toplayan Romenos Diogen’in kuvvetleri Ermeni, Slav (Rus), Alman, Frank, Gürcü, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak kökenli askerlerden oluşuyordu.[6] Bizans İmparatorluğu’nun dönemin şartlarında ciddi kaynak ayırarak oluşturduğu askeri gücünün Malazgirt’te yok edilmesi sonrasında Türk akıncıları kayda değer bir direniş ile karşılaşmadan Adalar Denizi ve Marmara sahillerine kadar ulaştılar.[7] Dönemin yazarları Malazgirt Zaferi’ni, İslam âleminin büyük zaferleri olan Yermuk[8] ve Kadisiye[9] Zaferleri ile eş değer tutmuştur. Malazgirt Zaferi yersiz yurtsuz Türkmen topluluklarına, üzerinde daimi kalacakları bir vatan sunmuştur.[10] Bu büyük zafer neticesinde tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru Müslümanlar tarafından esir ediliyordu.[11]

Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatorluğu’nu yıkmak ya da Anadolu’daki topraklarını fethetmek gibi bir hedefi yoktu. Bu nedenle esir imparatoru az bir fidye, bir takım sınır düzenlemeleri ve müttefik olması kaydıyla serbest bıraktı.[12] Ancak Romenos Diogen’in yerine tahta geçen ve Selçuklu Türkleri ile selefinin yaptığı antlaşmayı kabul etmeyen VII. Mikhael Dukas’ın 1071-1078 yılları arasındaki saltanatı, Süleyman Şah’ın desteklediği Nikephoros Botaniates tarafından sona erdirildiğinde Selçuklu Türkleri Kocaeli yarımadasına yerleşmiş ve Üsküdar ile Kadıköy’e kadar ilerlemiş bulunuyordu. Aslında Süleyman Şah bu taht kavgasında önce VII. Mikhael Dukas’ın teklifini kabul ederek ‘‘Asi’’ olarak tanımlanan Nikephoros Botaniates’in peşine düşmüştü. Ancak İznik yakınlarında iki ordu temas sağladığında Sultan Alparslan zamanından beri Bizanslılar ile birlikte olan Emir Erbasan’ın bizzat gelerek kendisini ikna etmesi neticesinde gücünü Nikephoros Botaniates’ten yana kullanmıştır.[13]

Anadolu’ya Türklerin yerleşmeye başlaması aşamasında yaşanan olayların kaleme alındığı önemli destanlardan olan Danişmendname’de Türk fetih hareketlerine dair bilgiler verilirken Çavuldur (Çavurdur)[14] Çaka’dan bahsedilmektedir.[15] Eserde, Malazgirt Meydan Savaşı’na ordusu ile katıldığı anlatılan Danişmend Ahmet Gazi’nin zafer sonrasında Anadolu’nun kuzey ve orta kısımlarında fetih hareketlerine giriştiğinden bahsedilirken, adı geçen Çaka’nın Kayseri’den İstanbul’a uzanan hat üzerinde görevlendirilen askeri birimlerin komutanlarından biri olduğu bilgisi bulunmaktadır.[16] Çaka, tarih sahnesinde karşımıza uçlarda fetihle görevlendirilmiş olarak bir Selçuklu ordu komutanı sıfatıyla çıkmaktadır.

Çaka Bey, Anadolu’da Bizans topraklarına düzenlediği bu akınlardan birinde Aleksandros Kabalikos tarafından yakalanarak esir edilmiş ve İmparator Nikephoros Botoniates’in huzuruna getirilmişti.[17] 1078-1081 yılları arasında Bizans başkentinde esir olarak tutulan Çaka’ya askeri birimlere komuta etmesinden ya da sahip olduğu yetenekleri ile dikkat çekmesinden dolayı en soyluların birincisi anlamına gelen “Protonobilissimos’’ unvanı verilmiş ve saraydaki diğer asiller ile birlikte eğitim alması sağlanmıştı. Çaka’nın burada aldığı eğitim sayesinde Homeros’u okuyup anlayacak seviyede Grekçe öğrendiği anlaşılıyor.[18]

Yaşı ilerlemiş olan İmparator Nikephoros Botoniates ülkenin yönetimi ile pek ilgili değildi. Kamu yönetimini tahta geçtiğinden beri yanında bulunan Side Metropoliti’ne bırakmıştı.[19] Gelirleri yetersiz olan imparatorlukta kısa saltanatı boyunca dağıttığı unvanlar için ödenen meblağların hazineyi tüketmesi, Türkler tarafından Asya topraklarının işgal edilmesi gibi nedenlerle 1081 yılında taht bir kez daha el değiştirdi. Anadolu’nun zengin ve soylu ailelerinden birine mensup, VII. Mikhael Dukas zamanından beri üst düzey bir komutan (Strategos Autokrator) olan Alexios Komnenos ordunun desteğini alarak yeni imparator oldu ve 4 Nisan 1081 günü Ayasofya’da taç giydi.[20]

Alexios Komnenos başa geçtiğinde devlet ekonomik, siyasi ve askeri yönden zor bir dönemden geçiyordu. Tuna Nehri’ni aşmış bulunan Peçeneklerin Bizans topraklarına peşi sıra dalgalar halinde saldırmaları, Adriyatik yönünden artan Norman tehdidi, vergilerden doğan iç huzursuzluklar ve Anadolu’nun neredeyse dörtte üçünü ele geçiren Türk tehlikesi, uğraşması gereken başlıca sorunlarıydı.[21] İmparator, Türklere karşı harekâta girişmeden evvel topraklarının batı tarafı için Alman İmparatoru’ndan gerektiğinde yardım edeceği vaadini aldıktan sonra kısa sürede uyguladığı vur-kaç taktiği ile Türkleri bezdirerek kıyı şeridinden içerilere doğru çekilmek zorunda bıraktı.[22] Ancak Normanların artan tehditleri nedeniyle vergi ödemeyi kabul ederek Anadolu Selçuklu Devleti ile 1081 yılı içerisinde Drakon Çayı Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı.[23] Bizans İmparatorluğu, 1049/50’deki elçi değişimi vasıtasıyla Büyük Selçuklu Devleti ile ilk diplomatik teması sağlamıştı.[24] Bu antlaşma, Selçukluların bir diğer kolu ile Bizans ilişkilerine resmiyet kazandırmış yani günümüz terimi ile Anadolu Selçuklu Devleti’ni resmen tanımıştı. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah, 1078 yılının destek sağlayan unsuru olmaktan çıkmış ve İznik’in merkez olduğu, İzmit Körfezi etrafını da kapsayan bir alanın siyasi otorite sahibi sultanı olarak adından söz ettirmeye başlamış oldu.[25]

Çaka, Bizans İmparatorluğu’nun yaşamsal problemler ile mücadele ettiği bu dönemde Alexios Komnenos’un selefinin dağıttığı unvan ve ödülleri kaldırmasıyla sahip olduğu ayrıcalıklarını kaybetmiş ve İstanbul'dan ayrılarak İzmir'e gelmiştir. Sarayı terk etmesine Nikephoros Botoniates’in gözdelerinden olmasından dolayı istenmeyen kişi olarak da kabul edilmesi sebep olmuş olabilir. Zira tahta geçene kadar üst düzey komutan olarak saraya gelişlerinde Alexios Komnenos’un Çaka ile karşılaşmış olması muhtemeldir. Protonobilissimos unvanı bulunan bu Türk’ün, Alexios Komnenos tarafından eğer istenseydi sarayda yanında kalması sağlanabilirdi.

İzmir, XI. yüzyılın sonlarında Adalar Denizi’nde bulunan diğer liman şehirlerine göre belli başlı avantajlara sahip bir ticaret merkeziydi. Bir kere şehre deniz yolu ile ulaşmak isteyen düşman, Karaburun-Foça hattından başlayarak yaklaşık otuz deniz mili mesafeyi bulan dar bir su hattını geçmek zorunda kalacaktı. Bu İzmir için deniz tarafından doğal bir savunma engeli görevi görmekteydi. İklim şartları ve verimli toprakları da hesaba katıldığında şehrin önemi bir kat daha artmaktadır. Her şeyden önemlisi Çaka’nın İzmir’i tercih etmesi, bölgede yerleşik Türk nüfusun olmasına ve hatta bunların arasında aile bireylerinin bulunmasına delildir.[26] Öte yandan Orta ve Doğu Anadolu’nun önemli noktalarının diğer Türk Beyleri tarafından işgal edilmesi ve Bizans’a ulaşacak yolun donanma ile bulunabileceği düşüncesi ile gemi inşa ustaları ve kızakları yönünden uygun olan İzmir’i seçtiğini belirten kaynaklar da mevcuttur.[27]

Alexios Komnenos’un tahta çıkış tarihi esas alındığında İzmir’in fethinin 1081 sonları ile 1082 başlarında olma ihtimali yüksektir.[28] Çaka Bey, İmparator Komnenos’un Normanlar ile devam eden mücadelesi ve sürekli Peçenek baskısı altında olmasından faydalanarak İzmir’de süratle beyliğini kurdu ve güçlendirdi.[29] Öncelikle Batı Anadolu’dan topladığı Türk kuvvetleri ile İzmir’i ele geçirmiş ve ardından Adalar Denizi’nde çift ya da üç kürekli dromon (çektiri) sınıfı 40 gemiden oluşan ilk Türk donanmasını oluşturmuştur.[30] İzmir o dönemde Bizans donanması için gemiler üretilen, tecrübeli gemi inşa ustalarının bulunduğu ve gemi yapımı için ihtiyaç duyulan temel malzemelere erişimin kolay olduğu bir merkezdi.[31] Çaka Bey’in ilk donanmasının bel kemiğini oluşturan dromon; eski Yunanca’da hızlı giden anlamına gelen ‘‘dromou’’ kökünden gelen, 100–300 kişilik kapasitesi olmasına karşın lojistik ihtiyaçların depolanması için yeterli alanın bulunmadığı ve bu nedenle kısa mesafelerde uzun sürmeyen çatışmalarda kullanılan gemi türleriydi.[32] Türkler ana yurtları itibari ile denizlerden uzak olmalarına rağmen deniz ve denizcilik alanlarına her daim ilgi duymuş, nehirleri deniz anlamına gelen ‘‘tengiz’’ diye isimlendirmişlerdir.[33] Bu bakımdan Çaka Bey’in denizlerle temas eder etmez güçlü bir donanma kurması Türklerin yer ve zamana kolaylıkla uyabilen bir karaktere sahip olduklarının göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Çaka Bey donanmasında, yetişmiş denizci personelini yerli Bizanslılardan, savaşçılarını ise Türklerden temin ederek çevre kıyılara ve adalara akınlar yapmaya başladı. İlk fethettiği yer Urla (Klozemenai) oldu.[34] Ardından önemli bir liman kenti olan ve körfezin girişini kontrol edebileceği Foça’yı (Phokai) ele geçirdi. Devamında Doğu Akdeniz’in en güvenli iki körfezine (Kalonya ve Yera Körfezleri) sahip olan, ekilebilir arazisinin yarısına yakını önemli bir ticaret metası olan zeytin ağaçları ile kaplı Midilli Adası’nı hedef aldı.[35] Midilli’nin ele geçirilmesi ada yöneticisi (Kouratör) Alapos’un bir gece önceden adayı terk etmesi nedeniyle kolay oldu. İlk saldırıda Midilli (Myliene) şehrini ele geçirmesine rağmen adanın kuzeyinde bulunan ve coğrafi konumunu sağlam surları ile destekleyen Methymna şehri teslim olmadı.[36] Çaka Bey adada ele geçirdiği yerlerin yönetimini Göktürklerden beri süregelen uygulamaya sadık kalarak (uç beyi olarak) kardeşi Yalvaç’a bıraktı.[37] Çaka Bey’in ailesi hakkında, erkek kardeşinden başka evli ve bir kız çocuk sahibi olduğunu da biliyoruz.[38]


[1] Akdes Nimet Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1966.

[2] Mutlu Adak, Çaka Bey ve Emirliği: Coğrafi İmkânlar ve Siyasi Hayatın Dinamik Unsurları, Çizgi Kitabevi, Konya 2022.

[3] Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, (Çev. Erol Üyepazarcı), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2012, s. 1.

[4] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul 1971, s. XXIII.

[5] Savaş hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Mikhael Attaleiates, Tarih, (Çev. Bilge Umar), İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008, s. 148 vd.

[6] Turan, a.g.e., s. 23.

[7] Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi: Selçuklular Dönemi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2020, s. 84.

[8] Halid bin Velid komutasındaki İslam ordusuyla,  Herakleios komutasındaki Bizans İmparatorluğu ordusu arasında 20 Ağustos 636 tarihinde, Suriye’de bulunan Yermuk Nehri yakınlarında gerçekleşmiştir. Savaş, İslam ordusu tarafından kazanılmış ve  Suriye’deki Bizans hâkimiyeti sona ermiştir. Ayrıntılı bilgi için bk. Mustafa Fayda, ‘‘Yermuk Savaşı’’, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 43,  İstanbul 2013, s. 485-486.

[9] Sa'd bin Ebi komutasındaki İslam ordusu ile Sasaniler arasında 20 Kasım 636 tarihinde, Sasanilerin önemli bir sınır şehri olan Kasidiye yakınlarında gerçekleşmiş ve bu zafer ile İran kapıları İslam ordusuna açılmıştır. Ayrıntılı bilgi için bk. Hayrettin Yücesoy, ‘‘Kadisiye Savaşı’’, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 24, İstanbul 2001, s. 136-137.

[10] Turan, a.g.e., s. 33.

[11] Cahen, a.g.e., s. 4.

[12] Cahen, a.g.e., s. 7.

[13] Ioannes Zonaras, Tarihlerin Özeti: Kitap XVII-XVIII, (Çev. Bilge Umar), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2008, s. 151.

[14] Çavurdur; Oğuzların Gök kolunun dört alt kolundan biridir. Diğerleri; Bayındır, Beçene ve Çepni’dir. Ayrıntılı bilgi için bk. Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2019, s. 15.

[15] Danişmend-nâme, Haz: Necati Demir, Akçağ Yayınları, Ankara 2004,  s. 64; Mustafa Daş, ‘‘Türklerin Bizans ve Venedik ile Denizlerdeki Mücadele ve İlişkileri’’, Türk Denizcilik Tarihi, (Ed. İdris Bostan, vd.),  Deniz Basımevi Müdürlüğü, İstanbul 2009, s. 51.

[16] Danişmend-nâme, s. 224; Şükrü Akkaya, ‘‘Kitab-ı Melik Danişmend Gazi-Danişmendname’’, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Yıl: 1950, C 8, S 1-2, s. 131-144.

[17] Daş, a.g.e., s. 50.

[18] Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi, Devlet Basımevi, İstanbul 1937, s. 198; Osman Turan ise eserinde Çaka Bey’in bu özelliğinin kaynağını ‘‘Çaka’nın Homeros’tan parçalar okuduğunu gösteren kayıtlar da onun Botaniates’e takdim edildiği 1078 yılına kadar Bizans sarayında uzun müddet kaldığını ve Yunan kültürünü de bu sayede aldığını ortaya koyar.’’ şeklinde izah etmektedir (Turan, a.g.e., s. 89.). Oysa Çaka Bey üzerine yazılmış temel kaynak Alexiad’da kendisinin ağzından verilen anlatıma göre sarayda geçen hayatı yaklaşık üç yıl ile sınırlıdır. Anna Komnena, Alexiad: Malazgirt’in Sonrası, (Çev. Bilge Umar), İnkılap Kitabevi, İstanbul 2021, s. 220.

[19] Ioannes Zonaras, a.g.e., s. 156.

[20] Adak, a.g.e., s. 27-31.

[21] Kurat, a.g.e., s. 163.

[22] Anna Komnena, a.g.e., s. 113-118.

[23] Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi: Selçuklular Devri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1944, s. 114. Mustafa Daş eserinde bahse konu antlaşma için ‘‘Haziran 1081’den önce yapılmış olması gerekiyor. Zira 17 Haziran 1081 tarihli bir belgede, Bizans İmparatorunun Selçuklu Sultanından, Normanlara karşı yardım istediği belirtilmektedir.’’ notunu düşmüştür. (Daş, a.g.e., s. 49.)

[24] Alexander Daniel Beihammer, Bizans ve Müslüman Türk Anadolu’nun Doğuşu (1040-1130),  (Çev. Tarık Özbek), Koyu Siyah Yayıncılık, Ankara 2022, s. 97.

[25] Beihammer, a.g.e., s. 237.

[26] Turan, a.g.e., s. 88.

[27] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 27.

[28] Adak, a.g.e., s. 46.

[29] Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı: Sultan I. Kılıç Arslan, Türk Tarih Kurumu,  Ankara 2020, s. 7.

[30] Mehmet Korkmaz, Çaka Bey’den Cumhuriyet’e Türk Denizcilik Tarihi, MSÜ Merkez Basımevi ve Yayınevi, İstanbul 2022, s. 28. Yazar burada gemi tipinden bahsederken ‘‘üstü kapalı’’ tabirini kullanmıştır.  Korkmaz’ın kaynak olarak gösterdiği Mücteba İlgürel’in çalışması incelendiğinde (Mücteba İlgürel, “Çaka Bey”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C 8, İstanbul 1993, s. 187.), onun da kaynak olarak Akdes Nimet Kurat’ı kullandığı görülecektir (Akdes Nimet Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1966). Ancak konu ile ilgili en önemli ve güvenilir kaynak olan ‘‘Alexiad’’ kabul edildiğinden bahse konu kaynakta gemilerin bu denli detaylı tarifine yer verilmediği görülecektir (Anna Komnena, Alexiad: Malazgirt’in Sonrası, (Çev. Bilge Umar), İnkılap Kitabevi, İstanbul 2021). Biz de bu nedenle çalışmamızda ‘‘üstü kapalı’’ tabirini dayandıracağımız bir temel olmaması nedeniyle alıntılamadık.

[31] Adak, a.g.e., s. 54.

[32] Adak, a.g.e., s. 36-37.

[33] İdris Bostan, Türk Denizcilik Tarihi, C 1, İstanbul: 2009, s. 11.

[34] Daş, a.g.e., s. 51.

[35] Adak, a.g.e., s. 59-61.

[36] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 28.

[37] Adak, a.g.e., s. 59-61.

[38] Kurat, a.g.e., s. 27.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İnce Donanma

TCG Muavenet (DM-357)'in Vurulması

Ege (Adalar) Denizi