Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi - 2

 



Sakız Adası’nı yerli Rum halkın kendisine katılmasıyla savaşmadan ele geçiren Çaka Bey’in[1] hedef olarak seçtiği yerler incelendiğinde bir stratejiye bağlı kaldığı görülecektir. Önemli bir ticaret merkezi olan beyliğinin denizden güvenliğini sağlamak için Urla ve Foça’yı ele geçirmiş, bununla da yetinmeyip körfez yaklaşma sularında bulunan Midilli ve Sakız Adalarını fethederek güvenlik stratejisini sağlam temellere oturtmuştur. Kısıtlı kaynaklardan hayatını takip edebildiğimiz Çaka Bey’in en önemli hedefinin İstanbul’un fethi olduğu, bu nedenle karacı bir komutan olmasına rağmen emellerini gerçekleştirebilmek için deniz gücüne yöneldiğini görmekteyiz. Sahip olduğu azim, cesaret ve teşkilatçı yapısı onun deniz tarihimizin önemli karakterlerinin ilki olmasını sağlamıştır.

İzmir ve çevresinde hızla yayılarak Bizans İmparatorluğu’nun denizaşırı ticaret merkezlerini teker teker ele geçirmesi ve darboğazda olan hazineye girdileri azaltması nedeniyle İmparator Aleksios Komnenos, Çaka Bey’in üzerine Niketas Kastamonniates kumandasında bir donanma göndermişse de Çaka Bey bu donanmayı ağır bir yenilgiye uğratarak[2] 19 Mayıs 1090 tarihinde[3] ilk büyük Türk Deniz Zaferi’ni elde etmiştir. Savaş, Çeşme ile Sakız Adası arasında bulunan Koyun Adaları mevkiinde meydana gelmesi hasebiyle ‘‘Koyun Adaları Savaşı’’ olarak bilinmekte ve halen Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından üç büyük deniz zaferinden[4] biri olarak kabul edilmektedir.

İmparator Aleksios Komnenos, denizde aldığı bu yenilgiyi düşmanını hafife almaya bağlamış olacak ki ilkinden daha kuvvetli bir donanma hazırlatarak komutasına Konstantinos Dalessanos’u getirdi. Bu ikinci donanmanın ilk hedefi Sakız Adası oldu. Dalessanos, kaleyi ele geçirmekte tereddüt gösterirken denizden Çaka Bey’in adaya yardıma geldiğini öğrendi ve elindeki donanmayı kumandan Opus komutasına vererek düşman donanmasını arayıp bularak imha savaşı yapmasını emretti. Bizans donanması İzmir ile Sakız Adası arasında gece vakti Çaka Bey ile karşılaşmasına rağmen savaşmayı göze alamayarak Sakız Limanı’na geri çekildi. Kumandan Opus savaşmama mazereti olarak, Çaka Bey’in bugüne kadar denizlerde görülmemiş bir taktikle gemilerini zincir ile birbirlerine bağlamış olmasını öne sürecekti.[5] Çaka Bey mevcut donanmasıyla adaya sekiz bin asker destek getirdi. Liman girişinde karada yapılan ilk mücadelede Rum askerleri çözüldü. Konstantinos Dalessanos askerlerine ve donanmaya adanın batı tarafında yer alan Balissonas’a çekilmek için hazırlık yapmaları emrini verirken Çaka Bey’e de elçi göndererek görüşme teklif etti.[6] Burada sekiz bin askerin bölgeye sevk edilmesi konumuz açısından önemlidir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Çaka Bey beyliğini kurarken bölgedeki Türk varlığından faydalanmış olmalıdır. Kısa sürede sekiz bin tecrübeli kara askerini toplamak kolay değildir. Muhtemelen bunlar yetişmiş Türk savaşçıları olmalıdır ve bölgedeki Türk varlığının mevcudunu tahmin etmemiz için bir göstergedir.[7] 

Biraz önce ifade ettiğimiz görüşme teklifi üzerine Bizans komutanı Dalassenos ile Çaka Bey arasında yüz yüze bir görüşme yapılmıştır. Aralarında geçen konuşma şu şekilde rivayet edilir;

‘‘Bilesin ki ben, bir zamanlar Asya’da hep yiğitçe dövüşerek, akınlar yapan ama deneyimsizliğinin kurbanı olup şu ünlü Alexandros Kabalikos’ça tutsak edilmiş olan o genç adamım. Sonra, onun tarafından, hizmetinde bulunmam için, İmparator Nikephoros Botaniates’e armağan edilir edilmez bana Protonobilissimos sanının verilmesiyle onurlandırıldım, değerli armağanlara boğuldum ve ona bağlılık sözü verdim. Ne var ki, Alexios Komnenosu’un devlet dizginlerini ele geçirmesinden bu yana her işim bozuldu. İşte şimdi benim giriştiğim düşmanca tutumun nedenini sana açıklamaya geldim. Bunu İmparator da öğrensin ve eğer ortaya çıkan düşmanlığa bir son vermek istiyorsa, benim hak kazanmış olup da sonra yoksun bırakıldıklarımın tümünü bana geri versin. Sana gelince; eğer sen kendi gönül rızanla, çocuklarımız arasında bir evlilik yapılmasını düşünürsen, hem siz Rumlarda hem de biz Barbarlarda adet olduğu üzere ikimizin anlaşmasıyla, evlilik mukavelenamesi yazılıp hazır edilsin. O zaman, eğer benim belirtmiş bulunduğum koşulların tümü yerine getirilirse, İmparatora, senin aracılığınla, Rum devletinden almış bulunduğum ve istila ettiğim adaların her birini geri vereceğim ve seninle yaptığım antlaşmanın hükümlerini yerine getirmiş olarak, yurduma döneceğim.’’[8]

 

Burada dikkatimizi çeken husus Çaka Bey’in Dalessanos’a ‘‘Çocukları arasında evlilik yoluyla kan bağına dayalı bir ittifak’’ teklif etmesidir. Akdes Nimet Kurat tarafından eserinde bu konuşmaya yer verilmiştir. Ancak Çaka Bey’in teklifinin Konstantinos Dalessanos’a değil, bizzat imparatora iletilmek üzere yapıldığı şeklinde nakledilmiştir.[9] Oysa Alexiad’da açıkça görüleceği üzere teklif Konstantinos Dalessanos’a yapılmıştır. Zira cevaben Konstantinos Dalessanos tarafından ‘‘…ondan ve benden istediklerin hakkında hiçbir şey yapamam…’’ denmesi bunu teyit etmektedir.  Kurat yine aynı eserinde bu konuşmaya dayanarak Çaka Bey’in bir kızının Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Kılıç Arslan ile evli olduğunu belirterek birden fazla kızı olması gerektiğini ileri sürmüştür.[10] Biz, Çaka Bey’in kızının I. Kılıç Arslan ile tahta geçişinden sonra 1093[11] yılında evlenmiş olduğuna dayanarak bu çıkarıma katılmadığımızı belirtmek isteriz. Çaka Bey bu görüşmeden sonra yeniden asker temin etmek üzere adayı terk etmiştir.

Bizans İmparatorluğu’nun 1090 yılı sonbaharı geldiğinde en çetin ve öncelikli düşmanı Peçenekler idi.[12] Çaka Bey görünüşe göre denizin yanı sıra Bizans’ı karadan da zorlamayı tasarlıyordu. Bu nedenle 1088 yılından beri neredeyse kesintisiz şekilde Bizans İmparatorluğu ile savaş halinde olan bir başka Türk kavmi olan Peçenekler ile temasa geçti ve onları Gelibolu’yu işgale teşvik ederek bir ittifak kurdu.[13] Ancak iki müttefik ortak harekete geçme fırsatı bulamadan 29 Nisan 1091 tarihinde Meriç Nehri’nin bugünkü Enez’e yakın bir noktasında gerçekleşen Lebunion Savaşı’nda Bizans ve Kuman Türklerinden oluşan birleşik ordunun Peçenekler’i ağır bir yenilgiye uğratması hedefine giden süreçte beklenmedik, olumsuz bir gelişme olmuştur.[14]

Peçenek tehdidini bertaraf eden Alexios Komnenos, Joennes Doukas komutasında bir orduyu Çaka Bey’in üzerine gönderdi. Bizans donanması ikinci harekâtta olduğu gibi yine Konstantin Dalessanos komutasında bulunuyordu.[15] Harekâtın ilk hedefi Midilli Adası oldu. Ada, Çaka Bey’in kardeşi Yalvaç’ın yönetimindeydi. Kardeşinin üstün düşman kuvvetleri karşısında olması nedeniyle Çaka Bey adaya gelmiş ve savaşa katılmıştır. Ancak Joennes Doukas’ın sabırla yürüttüğü kuşatma ve saldırılara daha fazla dayanamayacağını anlayarak İzmir’e çekilmesine müsaade edilmesi şartı ile adayı Bizans güçlerine teslim etti. Ancak Joennes Doukas tarafından verilen söz Konstantin Dalessanos tarafından bağlayıcı kabul edilmemiş ve İzmir’e çekilen Çaka Bey’in donanmasına saldırılmıştır. Bu saldırıda donanmasının büyük bölümünü kaybettiği anlaşılan Çaka Bey, İzmir ve Efes tersanelerinde yeni gemilerin yapımını başlatmıştır.[16] Bizans donanmasının Girit ve Kıbrıs adalarında çıkan isyanlar nedeniyle buralara sevk edilmek zorunda kalınması Adalar Denizi’nde Çaka Bey’e karşı mücadelenin neticeye ulaştırılmasına engel olmuştur.[17]

Bizans ile olan mücadelesinden vazgeçmeyen Çaka Bey, 1093 yılı başlarında Anadolu Selçukluları tahtına oturan I. Kılıç Arslan ile kızını evlendirmek suretiyle kan bağına dayalı bir ittifak meydana getirmiştir.[18] Midilli kuşatması sonrasında İzmir’e çekilirken uğradığı saldırıda gemilerinin birçoğunu kaybetmesi onu yeni bir donanma inşa edene kadar karadan ilerlemeye teşvik etmişti. Bu ilerleyiş neticesinde ilk önce yolu üzerinde bulunan Edremit’i (Adramyttium) zapt etti.[19] Devamında Nara Burnu mevkiinde bulunan Abydos Kalesi’ni kuşattı. Buna mukabil Bizans İmparatoru, Abydos’u desteklemek için denizden güçlü bir donanma gönderdi ve I. Kılıç Arslan’a mektup yazarak onu kayınpederi Çaka Bey’e karşı kışkırttı.[20] İmparator, I. Kılıç Arslan’a mektubunda şu şekilde seslenmiştir;

‘‘Şanlı büyük Sultan Kılıç Arslan! Biliyorsun ki sultanlık sana baba mirası olarak geçmiştir. Oysa senin kayınbaban Çaka görünüşte Rum devletine karşı silahlanıyor ve kendisine Basileus dedirtiyor, ama besbelli bu bir aldatmacadır. Aslında, öylesine büyük bir deneyim sahibi bulunan ve son derece bilgili bir kişi olan o, kendisinin Rumlar üzerinde Basileus’luğa hiçbir hakkının bulunmadığını ve bu kadar büyük bir devletin başına geçmesinin olanaksız olduğunu biliyor. Kurduğu bütün tezgâh sana doğru yönelmiştir. Bu durumda sen ne onu başıboş bırakmalısın, ne de cesaretini yitirmemelisin; yapman gereken, erkinden yoksun bırakılmamak için uyanık durmaktır. Bana gelince, ben, Tanrının yardımıyla onu Rum ülkesinin sınırlarından kovarım; seni de kendi çıkarın için, ülkelerini ve egemenliğini uyanıklıkla korumaya ve olabilirse barışçı yollardan, o bunu istemezse silahla, onu yeniden kendi buyruğuna almaya davet ederim.’’[21]

 

Dönemin şartları göz önüne alındığında ittifakların pamuk ipliğine bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim Çaka Bey’in Abydos’u kuşatması bu alanları kendi genişleme bölgesi içerisinde gören I. Kılıç Arslan’ı rahatsız etti. Abydos’u kuşattığı esnada, Anadolu Selçuklu ordusunun üzerine hareket ettiğini öğrenen, denizden Bizans donanması ile karadan Anadolu Selçuklu ordusu arasında sıkışan ve dönemin en güçlü ordularından olan Selçuklu ordusu ile çatışmanın çıkarlarına uygun olmadığını çok iyi bilen Çaka Bey, damadı I. Kılıç Arslan ile anlaşma yollarını aramıştır.[22] Dönemin kaynakları ilk büyük Türk denizcisinin hayatının, anlaşmak için huzuruna gittiği damadı I. Kılıç Arslan tarafından şerefine verilen yemekte göğsünden aldığı kılıç darbesiyle sona erdiğini belirtmektedir.[23] Bu olay ve ardından gerçekleşen Haçlı Seferi olmasaydı, Türkler XIV. yüzyılda ulaştıkları denizci beyliklerin topraklarına o dönemde yerleşmiş olacaklardı.[24] Müttefikini kendi elleriyle ortadan kaldıran I. Kılıç Arslan kısa süre sonra, 1096 yılında Kudüs’e yürüyen I. Haçlı Ordusu tarafından önce devletinin başkentinden (İznik) çıkarılmış, ardından Eskişehir’de ağır bir yenilgi daha alarak Anadolu’nun içlerine çekilmek zorunda bırakılmıştır.[25]

Bizans İmparatoru Alexios Komnenos, Haçlı seferinin yarattığı kaos ortamından faydalanmış ve gönderdiği donanma ile Batı Anadolu kıyı bölgelerini, Midilli, Sakız, ve Sisam Adaları ile İzmir’i geri almıştır. Bizans ordusu bu seferinde yanında İznik’te esir ettiği I. Kılıç Arslan’ın eşini de bulundurmuş ve İzmir’in geri alınmasıyla yetinmeyerek Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in beyliğine de son vermiştir. Çaka Bey’in kurucusu olduğu  beyliğin ömrü 15-16 yıl kadar olmuş ve 1097 yılında son bulmuştur.[26] Batı Anadolu başta olmak üzere Türklerin hâkimiyetindeki topraklar için Çaka Bey’in ve kurduğu donanmanın önemi ölümünden sonra daha iyi anlaşılmıştır. Zira I. Haçlı Seferi esnasında binlerce Haçlı askeri Çanakkale Boğazı ve Marmara sahillerine kolayca ulaşıp oradan Anadolu içlerine akarken hiçbir engel ile karşılaşmamıştır.[27]

Sonuç

Çaka Bey’in on yıl içerisinde yaptığı İzmir, Urla, Foça, Midilli ve Sakız fetihlerinde izlemiş olduğu strateji bölgeyi iyi tanıdığını göstermektedir. Ayrıca fetihler esnasında yanında kardeşi Yalvaç’ın bulunması ailesinin bu bölgedeki Türklerin arasında olabileceğini göstermektedir. Sultan I. Kılıç Arslan ile evlendirdiği kızının varlığı ve Bizans ordusunun İzmir’i geri almakla yetinmeyip Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in üzerine yürümesi de bu çıkarımı desteklemektedir.

Çaka Bey, İstanbul’da bulunduğu sırada denizciliğin önemini kavramış olmalıdır. Doğu ve batı istikametlerinde Türkler tarafından sürekli baskı altında bulunmasına rağmen Bizans İmparatorluğu’nun deniz yolu ile elde ettiği ayni ve nakdi gelirler ile ayakta kaldığını fark eden Çaka Bey, güçlü bir beylik için donanmanın şart olduğunu görmüş, kurduğu donanma ile de Bizans’a ölümcül darbeyi indirmeyi planlamış olması muhtemeldir. Bu nedenle; beyliğini kurduktan, Adalar Denizi’nde önemli liman ve ticaret noktalarını ele geçirdikten sonra elindeki ile yetinmeyip İstanbul’u kendisine hedef belirlemiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı’nda aldığı yenilgiden sonra hem doğu hem batı her iki yönde sürekli toprak kaybeden ve zayıflayan, taht varisliğinin bir kurala bağlı olmadığı ve genelde askeri güce sahip olanın imparator olduğu Bizans tahtına göz koyduğu da düşünülebilir. Anna Komnena babasının ağzından yazılan mektupta, Çaka Bey’in kendisini imparator olarak gördüğünü dile getirdiğine dikkat edilirse Bizans tahtını siyasi bir hırsla düşlemiş olması da olasıdır.

Öte yandan Bizans İmparatorluğu’nun denizlerdeki gelişmelere yaklaşımı üzerinde düşünmeyi gerektirir. Avrupa ve Anadolu’daki toprak kayıplarını bir noktaya kadar kabullense de düşmanlarının denizlerde güçlenmesine asla müsamaha göstermemiştir. Örneğin, Ebul Kasım zamanında Anadolu Selçuklu Devleti gemilerinin üzerine donanma göndermiş ve gemileri daha kızakta inşa halinde iken yakarak imha ettirmiştir. Benzer hassasiyeti Adalar Denizi’nde imparatorluk için yaşamsal değeri olan limanları ele geçiren Çaka Bey ve donanmasına karşı da göstermiştir. 1090 yılındaki ilk denemesinde başarısız olmuş fakat devamında üçüncü harekâtta Türk donanmasına ağır bir darbe vurmayı başarmıştır. Bizans İmparatorluğu çevre denizlerinde başka bir donanmanın varlığını kabul etmemiştir. Çaka Bey’den yaklaşık dört asır sonra İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet de Bizans için denizin önemini doğru tespit etmiş, kuşatmadan evvel 1452 yılında Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı’nı inşa ettirerek şehrin denizden ulaşımını kontrol altına almıştır.

Çaka Bey’in donanması dönemin gemicilik kültüründe ön saflarda yer alan Dromon’lardan oluşmuştur. Bu tekneler yapıları nedeniyle uzak mesafeler ve uzun süreli deniz savaşlarına uygun vasıtalar değildi. Bu yüzden Çaka Bey tarafından donanma, Koyun Adaları Savaşı’nı saymazsak ağırlıklı olarak güç intikal vasıtası olarak kullanılmıştır. Ordu kültürü ile yetişmiş bir komutanın çok kısa sürede denizcilik gibi tecrübe ve birikim gerektiren bir alana uyum sağlaması, Koyun Adaları Savaşı’nda etkin bir deniz gücüne karşı elde ettiği zafer ile günümüzde ‘‘İlk Büyük Türk Denizcisi’’ olarak anılmaya hak kazanmıştır.

Anadolu tarihi açısından konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde I. Kılıç Arslan eğer Bizans Oyunu’na gelmeyerek kayınbabası Çaka Bey ile güçlü ve güvene dayalı bir ittifak kurabilseydi, I. Haçlı Ordusu Avrupa’dan Asya’ya kolayca geçemeyebilir ve belki de Anadolu Selçuklularını İznik’ten atamayabilirdi. Çünkü Çaka Bey, yaklaşık 10 bin kişilik kara ordusu, 80 parçaya ulaşan donanması ile Haçlı birliklerinin Anadolu’ya geçişini engelleyerek büyük kayıplar verdirebilecek güçte ve tecrübede bir komutandı. Onun erken vefatı ile Türk denizciliği iki asırlık bir sessizliğin içerisine atılmış oldu.



[1] Ioannes Zonaras, a.g.e., s.165.

[2] Sevim, a.g.e., s. 180.

[3] Adak, a.g.e., s. 80.

[4] Diğer ikisi; Preveze Deniz Zaferi ve Cerbe Deniz Zaferi’dir.

[5] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 30-31.

[6] Anna Komnena, a.g.e., s. 219-220.

[7] Adak, a.g.e., s. 70.

[8] Anna Komnena, a.g.e., s. 220.

[9] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 35.

[10] Kurat, a.g.e., s. 36.

[11] Demirkent, a.g.e., s. 71.

[12] Kurat, Peçenek Tarihi, s. 201.

[13] Kurat, a.g.e., s. 211.

[14] Adak, a.g.e., s. 86.

[15] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 44.

[16] Daş, a.g.e., s. 53; Osman Turan ise eserinde bu olayı ‘‘İzmir'i geri almak isteyen imparator, Dukas ve Dalessanos'u denizden harekete geçirdi. Dalessenos 1092 yılında Midilli adasına bir çıkarma yapınca Çaka kardeşi Yalvaç'a yardıma gitti. Savaş esnasında çıkan bir fırtına, Çaka'nın mütareke yaparak İzmir'e çekilmesine neden oldu.’’ şeklinde nakletmiştir (Turan, a.g.e., s. 93.). Yazar tarafından, fırtınanın kuşatmaya ne şekilde tesir ettiğine ve muhaberenin gidişatını nasıl etkilediğine dair detay verilmemiştir. Kuşatılan birliklere destek olarak gemilerle deniz yolundan Çaka ve kuvvetlerinin fırtınalı havada, ağır deniz şartlarında geri çekilmesinin de zor olacağı aşikâr olduğundan bahse konu bilginin sorguya muhtaç olduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki Turan, bu çekiliş esnasında Çaka’nın uğradığı saldırı neticesinde deniz gücünün aldığı hasardan da hiç bahsetmemiştir.

[17] Demirkent, a.g.e., s. 8.

[18] Demirkent, a.g.e., s. 17. Claude Cahen ise eserinde ‘‘Kılıç Arslan kaçtı ve eskiden babasının komutasında olan bütün Türkleri etrafında topladı… …komutanları Beylerbeyi İlhan ve az çok başına buyruk olan yerli denizcilerin yardımıyla Çaka…’’  ibaresi yer almaktadır (Cahen, a.g.e., s. 12.) Çaka eğer yazarın iddia ettiği gibi Süleyman Şah’ın bir komutanı olsa idi, İstanbul’dan ayrıldığında geldiği yer İzmir değil İznik olması gerekmez miydi? Ayrıca Süleyman Şah tahta çıkışına destek verdiği Nikephoros Botoniates’in kendi komutanlarından birini sarayında esir etmesine müsaade eder miydi? Bu çelişkili duruma dikkat çekmek isteriz. Ayrıca Cahen, eserinde aynı yerde Çaka Bey’den iki defa ‘‘Buldacı’’ diyerek bahsetmiştir. Oysa o dönemde Buldacı diye bilinen şahıs 1086-1097 yılları arasında Maraş’ta bulunan sonradan sünnet olarak Müslüman olan Phileretos’tu. (Ayrıntılı bilgi için bk. İlyas Gökhan, ‘‘Türkiye Selçukluları Zamanında Maraş Uç Beyliği (1071-1258), Selçuklu Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Yıl: 2016, Sayı: 1, s. 115-173.)

[19] Kurat, a.g.e., s. 49.

[20] Adak, a.g.e., s. 89.

[21] Anna Komnena, a.g.e., s. 258.

[22] Adak, a.g.e., s. 91.

[23] Daş, a.g.e., s. s.53.

[24] Cahen, a.g.e., s.12.

[25] Adak, a.g.e., s. 93.

[26] Adak, a.g.e., s. 94. Osman Turan eserinde İzmir’in geri alınışı esnasında Çaka Bey’in hayatta olduğundan bahsetmektedir. (Turan, a.g.e., s. 95.) Oysa kabul edilen gerçek, Çaka’nın Abydos’u kuşattığı esnada damadı I. Kılıç Arslan tarafından öldürüldüğü yönündedir. Diyelim ki yazar bizim ulaşamadığımız bir kaynaktan bu fikre varmış olsun. O zaman da aklımıza şu iki soru geliyor. 1081 yılından itibaren kesintisiz Bizans toprakları üzerine saldıran Çaka’nın, damadı ile arasında geçtiği iddia edilen olaydan sonra bu tarihe kadar yaklaşık dört yıl hareketsiz kalması nasıl açıklanabilir? İlk büyük Türk denizcisi geçen bu süre zarfında yeni bir donanma neden vücuda getirmemiştir?

[27] Mücteba İlgürel, ‘‘Osmanlı Denizciliğinin İlk Devirleri’’, Belleten Dergisi, C 65, S 243, s. 638




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İnce Donanma

TCG Muavenet (DM-357)'in Vurulması

Ege (Adalar) Denizi