Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi - 2
Sakız Adası’nı yerli Rum halkın kendisine
katılmasıyla savaşmadan ele geçiren Çaka Bey’in[1] hedef olarak seçtiği
yerler incelendiğinde bir stratejiye bağlı kaldığı görülecektir. Önemli bir
ticaret merkezi olan beyliğinin denizden güvenliğini sağlamak için Urla ve
Foça’yı ele geçirmiş, bununla da yetinmeyip körfez yaklaşma sularında bulunan
Midilli ve Sakız Adalarını fethederek güvenlik stratejisini sağlam temellere
oturtmuştur. Kısıtlı kaynaklardan hayatını takip edebildiğimiz Çaka Bey’in en
önemli hedefinin İstanbul’un fethi olduğu, bu nedenle karacı bir komutan
olmasına rağmen emellerini gerçekleştirebilmek için deniz gücüne yöneldiğini
görmekteyiz. Sahip olduğu azim, cesaret ve teşkilatçı yapısı onun deniz
tarihimizin önemli karakterlerinin ilki olmasını sağlamıştır.
İzmir ve çevresinde hızla yayılarak Bizans
İmparatorluğu’nun denizaşırı ticaret merkezlerini teker teker ele geçirmesi ve
darboğazda olan hazineye girdileri azaltması nedeniyle İmparator Aleksios
Komnenos, Çaka Bey’in üzerine Niketas Kastamonniates kumandasında bir donanma
göndermişse de Çaka Bey bu donanmayı ağır bir yenilgiye uğratarak[2] 19 Mayıs 1090 tarihinde[3] ilk büyük Türk Deniz
Zaferi’ni elde etmiştir. Savaş, Çeşme ile Sakız Adası arasında bulunan Koyun
Adaları mevkiinde meydana gelmesi hasebiyle ‘‘Koyun
Adaları Savaşı’’ olarak bilinmekte ve halen Türk Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı tarafından üç büyük deniz zaferinden[4] biri olarak kabul
edilmektedir.
İmparator Aleksios Komnenos, denizde
aldığı bu yenilgiyi düşmanını hafife almaya bağlamış olacak ki ilkinden daha
kuvvetli bir donanma hazırlatarak komutasına Konstantinos Dalessanos’u getirdi.
Bu ikinci donanmanın ilk hedefi Sakız Adası oldu. Dalessanos, kaleyi ele
geçirmekte tereddüt gösterirken denizden Çaka Bey’in adaya yardıma geldiğini
öğrendi ve elindeki donanmayı kumandan Opus komutasına vererek düşman
donanmasını arayıp bularak imha savaşı yapmasını emretti. Bizans donanması
İzmir ile Sakız Adası arasında gece vakti Çaka Bey ile karşılaşmasına rağmen
savaşmayı göze alamayarak Sakız Limanı’na geri çekildi. Kumandan Opus savaşmama
mazereti olarak, Çaka Bey’in bugüne kadar denizlerde görülmemiş bir taktikle
gemilerini zincir ile birbirlerine bağlamış olmasını öne sürecekti.[5] Çaka Bey mevcut
donanmasıyla adaya sekiz bin asker destek getirdi. Liman girişinde karada
yapılan ilk mücadelede Rum askerleri çözüldü. Konstantinos Dalessanos
askerlerine ve donanmaya adanın batı tarafında yer alan Balissonas’a çekilmek
için hazırlık yapmaları emrini verirken Çaka Bey’e de elçi göndererek görüşme
teklif etti.[6]
Burada sekiz bin askerin bölgeye sevk edilmesi konumuz açısından önemlidir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Çaka Bey beyliğini kurarken bölgedeki Türk
varlığından faydalanmış olmalıdır. Kısa sürede sekiz bin tecrübeli kara
askerini toplamak kolay değildir. Muhtemelen bunlar yetişmiş Türk savaşçıları
olmalıdır ve bölgedeki Türk varlığının mevcudunu tahmin etmemiz için bir
göstergedir.[7]
Biraz
önce ifade ettiğimiz görüşme teklifi üzerine Bizans komutanı Dalassenos ile Çaka
Bey arasında yüz yüze bir görüşme yapılmıştır. Aralarında geçen konuşma şu
şekilde rivayet edilir;
‘‘Bilesin
ki ben, bir zamanlar Asya’da hep yiğitçe dövüşerek, akınlar yapan ama
deneyimsizliğinin kurbanı olup şu ünlü Alexandros Kabalikos’ça tutsak edilmiş
olan o genç adamım. Sonra, onun tarafından, hizmetinde bulunmam için, İmparator
Nikephoros Botaniates’e armağan edilir edilmez bana Protonobilissimos sanının
verilmesiyle onurlandırıldım, değerli armağanlara boğuldum ve ona bağlılık sözü
verdim. Ne var ki, Alexios Komnenosu’un devlet dizginlerini ele geçirmesinden
bu yana her işim bozuldu. İşte şimdi benim giriştiğim düşmanca tutumun nedenini
sana açıklamaya geldim. Bunu İmparator da öğrensin ve eğer ortaya çıkan
düşmanlığa bir son vermek istiyorsa, benim hak kazanmış olup da sonra yoksun
bırakıldıklarımın tümünü bana geri versin. Sana gelince; eğer sen kendi gönül
rızanla, çocuklarımız arasında bir evlilik yapılmasını düşünürsen, hem siz
Rumlarda hem de biz Barbarlarda adet olduğu üzere ikimizin anlaşmasıyla,
evlilik mukavelenamesi yazılıp hazır edilsin. O zaman, eğer benim belirtmiş
bulunduğum koşulların tümü yerine getirilirse, İmparatora, senin aracılığınla,
Rum devletinden almış bulunduğum ve istila ettiğim adaların her birini geri
vereceğim ve seninle yaptığım antlaşmanın hükümlerini yerine getirmiş olarak,
yurduma döneceğim.’’[8]
Burada dikkatimizi çeken husus Çaka Bey’in
Dalessanos’a ‘‘Çocukları arasında evlilik
yoluyla kan bağına dayalı bir ittifak’’ teklif etmesidir. Akdes Nimet Kurat
tarafından eserinde bu konuşmaya yer verilmiştir. Ancak Çaka Bey’in teklifinin
Konstantinos Dalessanos’a değil, bizzat imparatora iletilmek üzere yapıldığı
şeklinde nakledilmiştir.[9]
Oysa Alexiad’da açıkça görüleceği üzere teklif Konstantinos Dalessanos’a
yapılmıştır. Zira cevaben Konstantinos Dalessanos tarafından ‘‘…ondan ve benden istediklerin hakkında
hiçbir şey yapamam…’’ denmesi bunu teyit etmektedir. Kurat yine aynı eserinde bu konuşmaya
dayanarak Çaka Bey’in bir kızının Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Kılıç
Arslan ile evli olduğunu belirterek birden fazla kızı olması gerektiğini ileri
sürmüştür.[10]
Biz, Çaka Bey’in kızının I. Kılıç Arslan ile tahta geçişinden sonra 1093[11] yılında evlenmiş olduğuna
dayanarak bu çıkarıma katılmadığımızı belirtmek isteriz. Çaka Bey bu görüşmeden
sonra yeniden asker temin etmek üzere adayı terk etmiştir.
Bizans İmparatorluğu’nun 1090 yılı
sonbaharı geldiğinde en çetin ve öncelikli düşmanı Peçenekler idi.[12] Çaka Bey görünüşe göre denizin
yanı sıra Bizans’ı karadan da zorlamayı tasarlıyordu. Bu nedenle 1088 yılından
beri neredeyse kesintisiz şekilde Bizans İmparatorluğu ile savaş halinde olan
bir başka Türk kavmi olan Peçenekler ile temasa geçti ve onları Gelibolu’yu
işgale teşvik ederek bir ittifak kurdu.[13] Ancak iki müttefik ortak
harekete geçme fırsatı bulamadan 29 Nisan 1091 tarihinde Meriç Nehri’nin
bugünkü Enez’e yakın bir noktasında gerçekleşen Lebunion Savaşı’nda Bizans ve
Kuman Türklerinden oluşan birleşik ordunun Peçenekler’i ağır bir yenilgiye
uğratması hedefine giden süreçte beklenmedik, olumsuz bir gelişme olmuştur.[14]
Peçenek tehdidini bertaraf eden Alexios
Komnenos, Joennes Doukas komutasında bir orduyu Çaka Bey’in üzerine gönderdi.
Bizans donanması ikinci harekâtta olduğu gibi yine Konstantin Dalessanos
komutasında bulunuyordu.[15] Harekâtın ilk hedefi
Midilli Adası oldu. Ada, Çaka Bey’in kardeşi Yalvaç’ın yönetimindeydi. Kardeşinin
üstün düşman kuvvetleri karşısında olması nedeniyle Çaka Bey adaya gelmiş ve
savaşa katılmıştır. Ancak Joennes Doukas’ın sabırla yürüttüğü kuşatma ve
saldırılara daha fazla dayanamayacağını anlayarak İzmir’e çekilmesine müsaade
edilmesi şartı ile adayı Bizans güçlerine teslim etti. Ancak Joennes Doukas
tarafından verilen söz Konstantin Dalessanos tarafından bağlayıcı kabul
edilmemiş ve İzmir’e çekilen Çaka Bey’in donanmasına saldırılmıştır. Bu
saldırıda donanmasının büyük bölümünü kaybettiği anlaşılan Çaka Bey, İzmir ve
Efes tersanelerinde yeni gemilerin yapımını başlatmıştır.[16] Bizans donanmasının Girit
ve Kıbrıs adalarında çıkan isyanlar nedeniyle buralara sevk edilmek zorunda
kalınması Adalar Denizi’nde Çaka Bey’e karşı mücadelenin neticeye
ulaştırılmasına engel olmuştur.[17]
Bizans ile olan mücadelesinden vazgeçmeyen
Çaka Bey, 1093 yılı başlarında Anadolu Selçukluları tahtına oturan I. Kılıç
Arslan ile kızını evlendirmek suretiyle kan bağına dayalı bir ittifak meydana
getirmiştir.[18]
Midilli kuşatması sonrasında İzmir’e çekilirken uğradığı saldırıda gemilerinin birçoğunu
kaybetmesi onu yeni bir donanma inşa edene kadar karadan ilerlemeye teşvik
etmişti. Bu ilerleyiş neticesinde ilk önce yolu üzerinde bulunan Edremit’i
(Adramyttium) zapt etti.[19] Devamında Nara Burnu
mevkiinde bulunan Abydos Kalesi’ni kuşattı. Buna mukabil Bizans İmparatoru, Abydos’u
desteklemek için denizden güçlü bir donanma gönderdi ve I. Kılıç Arslan’a mektup
yazarak onu kayınpederi Çaka Bey’e karşı kışkırttı.[20] İmparator, I. Kılıç
Arslan’a mektubunda şu şekilde seslenmiştir;
‘‘Şanlı
büyük Sultan Kılıç Arslan! Biliyorsun ki sultanlık sana baba mirası olarak
geçmiştir. Oysa senin kayınbaban Çaka görünüşte Rum devletine karşı
silahlanıyor ve kendisine Basileus dedirtiyor, ama besbelli bu bir
aldatmacadır. Aslında, öylesine büyük bir deneyim sahibi bulunan ve son derece
bilgili bir kişi olan o, kendisinin Rumlar üzerinde Basileus’luğa hiçbir
hakkının bulunmadığını ve bu kadar büyük bir devletin başına geçmesinin
olanaksız olduğunu biliyor. Kurduğu bütün tezgâh sana doğru yönelmiştir. Bu
durumda sen ne onu başıboş bırakmalısın, ne de cesaretini yitirmemelisin; yapman
gereken, erkinden yoksun bırakılmamak için uyanık durmaktır. Bana gelince, ben,
Tanrının yardımıyla onu Rum ülkesinin sınırlarından kovarım; seni de kendi
çıkarın için, ülkelerini ve egemenliğini uyanıklıkla korumaya ve olabilirse
barışçı yollardan, o bunu istemezse silahla, onu yeniden kendi buyruğuna almaya
davet ederim.’’[21]
Dönemin şartları göz önüne alındığında
ittifakların pamuk ipliğine bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim Çaka Bey’in Abydos’u
kuşatması bu alanları kendi genişleme bölgesi içerisinde gören I. Kılıç
Arslan’ı rahatsız etti. Abydos’u kuşattığı esnada, Anadolu Selçuklu ordusunun
üzerine hareket ettiğini öğrenen, denizden Bizans donanması ile karadan Anadolu
Selçuklu ordusu arasında sıkışan ve dönemin en güçlü ordularından olan Selçuklu
ordusu ile çatışmanın çıkarlarına uygun olmadığını çok iyi bilen Çaka Bey,
damadı I. Kılıç Arslan ile anlaşma yollarını aramıştır.[22] Dönemin kaynakları ilk
büyük Türk denizcisinin hayatının, anlaşmak için huzuruna gittiği damadı I. Kılıç
Arslan tarafından şerefine verilen yemekte göğsünden aldığı kılıç darbesiyle sona
erdiğini belirtmektedir.[23] Bu olay ve ardından gerçekleşen
Haçlı Seferi olmasaydı, Türkler XIV. yüzyılda ulaştıkları denizci beyliklerin
topraklarına o dönemde yerleşmiş olacaklardı.[24] Müttefikini kendi
elleriyle ortadan kaldıran I. Kılıç Arslan kısa süre sonra, 1096 yılında
Kudüs’e yürüyen I. Haçlı Ordusu tarafından önce devletinin başkentinden (İznik)
çıkarılmış, ardından Eskişehir’de ağır bir yenilgi daha alarak Anadolu’nun
içlerine çekilmek zorunda bırakılmıştır.[25]
Bizans İmparatoru Alexios Komnenos, Haçlı
seferinin yarattığı kaos ortamından faydalanmış ve gönderdiği donanma ile Batı
Anadolu kıyı bölgelerini, Midilli, Sakız, ve Sisam Adaları ile İzmir’i geri
almıştır. Bizans ordusu bu seferinde yanında İznik’te esir ettiği I. Kılıç
Arslan’ın eşini de bulundurmuş ve İzmir’in geri alınmasıyla yetinmeyerek
Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in beyliğine de son vermiştir. Çaka Bey’in kurucusu
olduğu beyliğin ömrü 15-16 yıl kadar olmuş
ve 1097 yılında son bulmuştur.[26] Batı Anadolu başta olmak
üzere Türklerin hâkimiyetindeki topraklar için Çaka Bey’in ve kurduğu
donanmanın önemi ölümünden sonra daha iyi anlaşılmıştır. Zira I. Haçlı Seferi
esnasında binlerce Haçlı askeri Çanakkale Boğazı ve Marmara sahillerine kolayca
ulaşıp oradan Anadolu içlerine akarken hiçbir engel ile karşılaşmamıştır.[27]
Sonuç
Çaka Bey’in on yıl içerisinde yaptığı
İzmir, Urla, Foça, Midilli ve Sakız fetihlerinde izlemiş olduğu strateji bölgeyi
iyi tanıdığını göstermektedir. Ayrıca fetihler esnasında yanında kardeşi
Yalvaç’ın bulunması ailesinin bu bölgedeki Türklerin arasında olabileceğini
göstermektedir. Sultan I. Kılıç Arslan ile evlendirdiği kızının varlığı ve
Bizans ordusunun İzmir’i geri almakla yetinmeyip Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in
üzerine yürümesi de bu çıkarımı desteklemektedir.
Çaka Bey, İstanbul’da bulunduğu sırada
denizciliğin önemini kavramış olmalıdır. Doğu ve batı istikametlerinde Türkler
tarafından sürekli baskı altında bulunmasına rağmen Bizans İmparatorluğu’nun
deniz yolu ile elde ettiği ayni ve nakdi gelirler ile ayakta kaldığını fark
eden Çaka Bey, güçlü bir beylik için donanmanın şart olduğunu görmüş, kurduğu
donanma ile de Bizans’a ölümcül darbeyi indirmeyi planlamış olması muhtemeldir.
Bu nedenle; beyliğini kurduktan, Adalar Denizi’nde önemli liman ve ticaret
noktalarını ele geçirdikten sonra elindeki ile yetinmeyip İstanbul’u kendisine
hedef belirlemiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı’nda aldığı yenilgiden sonra hem doğu
hem batı her iki yönde sürekli toprak kaybeden ve zayıflayan, taht varisliğinin
bir kurala bağlı olmadığı ve genelde askeri güce sahip olanın imparator olduğu
Bizans tahtına göz koyduğu da düşünülebilir. Anna Komnena babasının ağzından
yazılan mektupta, Çaka Bey’in kendisini imparator olarak gördüğünü dile
getirdiğine dikkat edilirse Bizans tahtını siyasi bir hırsla düşlemiş olması da
olasıdır.
Öte yandan Bizans İmparatorluğu’nun
denizlerdeki gelişmelere yaklaşımı üzerinde düşünmeyi gerektirir. Avrupa ve
Anadolu’daki toprak kayıplarını bir noktaya kadar kabullense de düşmanlarının
denizlerde güçlenmesine asla müsamaha göstermemiştir. Örneğin, Ebul Kasım
zamanında Anadolu Selçuklu Devleti gemilerinin üzerine donanma göndermiş ve gemileri
daha kızakta inşa halinde iken yakarak imha ettirmiştir. Benzer hassasiyeti
Adalar Denizi’nde imparatorluk için yaşamsal değeri olan limanları ele geçiren
Çaka Bey ve donanmasına karşı da göstermiştir. 1090 yılındaki ilk denemesinde
başarısız olmuş fakat devamında üçüncü harekâtta Türk donanmasına ağır bir
darbe vurmayı başarmıştır. Bizans İmparatorluğu çevre denizlerinde başka bir
donanmanın varlığını kabul etmemiştir. Çaka Bey’den yaklaşık dört asır sonra
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet de Bizans için denizin önemini doğru
tespit etmiş, kuşatmadan evvel 1452 yılında Anadolu Hisarı karşısına Rumeli
Hisarı’nı inşa ettirerek şehrin denizden ulaşımını kontrol altına almıştır.
Çaka Bey’in donanması dönemin gemicilik
kültüründe ön saflarda yer alan Dromon’lardan oluşmuştur. Bu tekneler yapıları
nedeniyle uzak mesafeler ve uzun süreli deniz savaşlarına uygun vasıtalar
değildi. Bu yüzden Çaka Bey tarafından donanma, Koyun Adaları Savaşı’nı
saymazsak ağırlıklı olarak güç intikal vasıtası olarak kullanılmıştır. Ordu
kültürü ile yetişmiş bir komutanın çok kısa sürede denizcilik gibi tecrübe ve
birikim gerektiren bir alana uyum sağlaması, Koyun Adaları Savaşı’nda etkin bir
deniz gücüne karşı elde ettiği zafer ile günümüzde ‘‘İlk Büyük Türk Denizcisi’’ olarak anılmaya hak kazanmıştır.
Anadolu tarihi açısından konu bir bütün
olarak değerlendirildiğinde I. Kılıç Arslan eğer Bizans Oyunu’na gelmeyerek kayınbabası Çaka Bey ile güçlü ve güvene
dayalı bir ittifak kurabilseydi, I. Haçlı Ordusu Avrupa’dan Asya’ya kolayca
geçemeyebilir ve belki de Anadolu Selçuklularını İznik’ten atamayabilirdi.
Çünkü Çaka Bey, yaklaşık 10 bin kişilik kara ordusu, 80 parçaya ulaşan
donanması ile Haçlı birliklerinin Anadolu’ya geçişini engelleyerek büyük
kayıplar verdirebilecek güçte ve tecrübede bir komutandı. Onun erken vefatı ile
Türk denizciliği iki asırlık bir sessizliğin içerisine atılmış oldu.
[1] Ioannes Zonaras, a.g.e., s.165.
[2] Sevim, a.g.e., s. 180.
[3] Adak, a.g.e., s. 80.
[4] Diğer ikisi; Preveze Deniz Zaferi
ve Cerbe Deniz Zaferi’dir.
[5] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 30-31.
[6] Anna Komnena, a.g.e., s. 219-220.
[7] Adak, a.g.e., s. 70.
[8] Anna Komnena, a.g.e., s. 220.
[9] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 35.
[10] Kurat, a.g.e., s. 36.
[11] Demirkent, a.g.e., s. 71.
[12] Kurat, Peçenek Tarihi, s. 201.
[13] Kurat, a.g.e., s. 211.
[14] Adak, a.g.e., s. 86.
[15] Kurat, Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, s. 44.
[16] Daş, a.g.e., s. 53; Osman Turan ise eserinde bu olayı ‘‘İzmir'i geri almak isteyen imparator,
Dukas ve Dalessanos'u denizden harekete geçirdi. Dalessenos 1092 yılında
Midilli adasına bir çıkarma yapınca Çaka kardeşi Yalvaç'a yardıma gitti. Savaş
esnasında çıkan bir fırtına, Çaka'nın mütareke yaparak İzmir'e çekilmesine
neden oldu.’’ şeklinde nakletmiştir (Turan, a.g.e., s. 93.). Yazar tarafından, fırtınanın kuşatmaya ne şekilde
tesir ettiğine ve muhaberenin gidişatını nasıl etkilediğine dair detay verilmemiştir.
Kuşatılan birliklere destek olarak gemilerle deniz yolundan Çaka ve
kuvvetlerinin fırtınalı havada, ağır deniz şartlarında geri çekilmesinin de zor
olacağı aşikâr olduğundan bahse konu bilginin sorguya muhtaç olduğu
değerlendirilmiştir. Kaldı ki Turan, bu çekiliş esnasında Çaka’nın uğradığı
saldırı neticesinde deniz gücünün aldığı hasardan da hiç bahsetmemiştir.
[17] Demirkent, a.g.e., s. 8.
[18] Demirkent, a.g.e., s. 17. Claude Cahen ise eserinde ‘‘Kılıç Arslan kaçtı ve eskiden babasının komutasında olan bütün
Türkleri etrafında topladı… …komutanları Beylerbeyi İlhan ve az çok başına
buyruk olan yerli denizcilerin yardımıyla Çaka…’’ ibaresi yer almaktadır (Cahen, a.g.e., s. 12.) Çaka eğer yazarın iddia
ettiği gibi Süleyman Şah’ın bir komutanı olsa idi, İstanbul’dan ayrıldığında
geldiği yer İzmir değil İznik olması gerekmez miydi? Ayrıca Süleyman Şah tahta
çıkışına destek verdiği Nikephoros Botoniates’in kendi komutanlarından birini
sarayında esir etmesine müsaade eder miydi? Bu çelişkili duruma dikkat çekmek
isteriz. Ayrıca Cahen, eserinde aynı yerde Çaka Bey’den iki defa ‘‘Buldacı’’
diyerek bahsetmiştir. Oysa o dönemde Buldacı diye bilinen şahıs 1086-1097
yılları arasında Maraş’ta bulunan sonradan sünnet olarak Müslüman olan Phileretos’tu.
(Ayrıntılı bilgi için bk. İlyas Gökhan, ‘‘Türkiye Selçukluları Zamanında Maraş
Uç Beyliği (1071-1258), Selçuklu
Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Yıl: 2016, Sayı: 1, s. 115-173.)
[19] Kurat, a.g.e., s. 49.
[20] Adak, a.g.e., s. 89.
[21] Anna Komnena, a.g.e., s. 258.
[22] Adak, a.g.e., s. 91.
[23] Daş, a.g.e., s. s.53.
[24] Cahen, a.g.e., s.12.
[25] Adak, a.g.e., s. 93.
[26] Adak, a.g.e., s. 94. Osman Turan eserinde İzmir’in geri alınışı esnasında
Çaka Bey’in hayatta olduğundan bahsetmektedir. (Turan, a.g.e., s. 95.) Oysa kabul edilen gerçek, Çaka’nın Abydos’u
kuşattığı esnada damadı I. Kılıç Arslan tarafından öldürüldüğü yönündedir.
Diyelim ki yazar bizim ulaşamadığımız bir kaynaktan bu fikre varmış olsun. O
zaman da aklımıza şu iki soru geliyor. 1081 yılından itibaren kesintisiz Bizans
toprakları üzerine saldıran Çaka’nın, damadı ile arasında geçtiği iddia edilen
olaydan sonra bu tarihe kadar yaklaşık dört yıl hareketsiz kalması nasıl
açıklanabilir? İlk büyük Türk denizcisi geçen bu süre zarfında yeni bir donanma
neden vücuda getirmemiştir?
[27] Mücteba İlgürel, ‘‘Osmanlı
Denizciliğinin İlk Devirleri’’, Belleten
Dergisi, C 65, S 243, s. 638

Yorumlar
Yorum Gönder